Felsefeyle Tanışma

I.ÜNİTE

FELSEFEYLE TANIŞMA

A.FELSEFE NEDİR?

1.Felsefenin Anlamı

Felsefe terimi; Yunanca “seviyorum”, “peşinden koşuyorum”, “arıyorum” anlamına gelen philia ve bilgi, bilgelik anlamına gelen sophia sözcüklerinden türeyen terimin işaret ettiği entelektüel faaliyet ve disipline verilen isimdir.

Felsefe (philosophia) terimi ilk kez, İlkçağın ünlü Yunanlı matematikçisi ve filozofu Pythagoras (Pisagor), (MÖ 580-500) tarafından kullanılmıştır. Buna göre felsefe kelime anlamı olarak bilgelik sevgisi ya da hikmet arayışı demektir. Bilgelik(hikmet) ise varlık, bilgi ve değer üzerine tam ve bütün bir bilginin ortaya çıkması veya bir insanın böyle bir bilgiye sahip olabilecek ölçüde olgunluğa ermesi hâlidir.

Bu arayış içerisinde bilgeliği seven bilgiyi arayan ve ona ulaşmak isteyen kişilere  (philosophos) denir. İnsan yaşamını ilgilendiren her şey hakkında akıl yürütüp bunları felsefi problem konusu yapabilen filozof, doğru olduğunu bildiğimiz ya da böyle olduğuna inandığımız her şeyi sorgulayabilir; insanın, Tanrı’nın, dinin, dış dünyanın varoluşuyla, bilginin kaynağı ve sınırlarıyla, bilimle, sanatla ve daha birçok konuyla ilgili sorular sorabilir. Filozof sadece soru sormakla yetinmez; yaratıcı bir düşünüş, eleştirici ve sorgulayıcı bir tavır ve bakış açısıyla bu sorulara cevaplar arar.

Felsefenin Tanımı

Felsefe hakkında kesin bir tanım mümkün değildir.

Aristoteles: “Düzenli kâinat karşısında insanın saygılı şaşkınlığıdır.”

Alfred Weber: “Tabiat hakkında toplu bir görüşün araştırılması, genel bir açıklama denemesidir.”

Epiküros: “Mutlu bir yaşam sağlamak için tutarlı eylemsel bir sistemdir.”

  1. Hobbes: “Felsefe yapmak doğru düşünmektir.”

Platon: “Doğruyu bulma yolunda düşünsel bir çalışmadır.”

Jaspers: “Felsefe yolda olmak demektir.”

Şeklinde farklı tanımlar yapılmıştır. Bu tarifler uzun uzadıya sürdürülebilir. Fakat hiçbiri için “Herkesin ortak olarak benimsediği işte budur.” demek mümkün değildir. Ama yine de genel bir ele alışla şu söylenebilir:

Felsefe; evreni, insan ve değerleri anlamak amacıyla sürdürülen en geniş bir araştırma; birleştirici, bütünleştirici bir açıklama gayretidir.

Felsefenin tanımlarının farklılığının temel nedenleri

  • İlgilendiği konuların çeşitliliği,
  • Tarihsel süreç içerisinde farklı işlev ve amaçlar yüklenmesi,
  • Metafizik konularla ilgilenmesidir.

 

2.Felsefenin Alanı

  1. Felsefenin Konuları

Varlık: Genel olarak varlık hakkında soru soran felsefe disiplinine metafizik ya da ontoloji adı verilir. Varlık felsefesi; “Gerçekten bir şey var mıdır?”, “Varlığın kökeni nedir?”, ”Varlık değişken midir, bir midir, çok mudur?” gibi sorular sorar ve varlığın ilkelerini, kategorilerini anlamaya çalışır.

Bilgi: Bilgiyi konu edinen felsefe dalına bilgi felsefesi ya da epistemoloji adı verilir. Bilgi felsefesi “Bilgi nedir?”, “Doğru bilgi olanaklı mıdır?”, “Bilginin sınırları, kaynağı nedir?” gibi sorulara cevap arar.

Değerler: Değerleri konu edinen felsefeye aksiyoloji adı verilir. Aksiyoloji etik ve estetik gibi disiplinlerden oluşur. Etik, ahlakı konu edinen felsefe dalıdır. Ahlak felsefesinin konusu insan eylemleridir. Değerlerle ilgili bir başka alan ise güzeli konu edinen estetiktir. Güzeli konu edinen estetik; “Güzel nedir?”, “Ortak estetik yargılar var mıdır?” gibi sorulara cevap arar.

 

  1. Felsefenin Diğer Alanlarla İlişkisi

Felsefenin, birçok bilgi türleriyle, her zaman yakın ve doğrudan bir ilişkisi olmuştur. Özellikle felsefe ile birlikte, din, bilim ve sanat aynı varlık alanını farklı yorumlamanın sonucunda ortaya çıkmış alanlardır.

Ancak, felsefenin bu alanlarla ilişkisi yanlış anlaşılmamalı, biri diğerine indirgenmemeli, biri diğerinden üstün görülmemeli ya da biri diğerlerinden üstte tutulup, hepsini kapsayıcı bir alan olarak kabul edilmemelidir. Çünkü bu alanlar birbirlerinden farklılık gösterir. İnsan varlığı her zaman, çok zengin bir kültürel ve manevi hayata sahip olmuştur. İşte bu alanların her biri bu zenginliğin ve çeşitliliğin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Felsefenin diğer alanlara indirgenemeyeceği, onlarla olan ilişkisi tek tek ele alınırsa daha iyi anlaşılacaktır.

 

Felsefe – Bilim İlişkisi

Felsefe ile bilim arasında her zaman bir ilişki olmuştur. Nitekim büyük filozofların birçoğu aynı zamanda birer bilim adamıdır. Felsefe ile bilim arasındaki ilişki günümüzde de devam etmektedir. 20. yüzyılda, bu ilişki sonucu bilimin yöntemlerini, bilimsel açıklamayı konu alan bilim felsefesi doğmuştur.

Bilim ile felsefe arasındaki bu ilişkinin ele alınmasında bazı benzerlikler ve farklılıklar ortaya çıkmıştır.

 

BENZER YÖNLERİ
  • Her ikisi de akla ve düşünme yasalarına dayanarak kendilerini haklı kılmaya çalışır.
  • Her ikisi de evreni, insanı ve yaşamı bilinçli, yöntemli ve sistemli olarak araştırır.
  • Her ikisinde de eleştiri süzgecinden geçirilmeyen bilgi güvenli bulunmaz. Her ikisi de eleştiri sonrası kavramlar ve soyutlamalarla bazı ilke ve yasalara ulaşarak genellemeler yapar.

 

 

FARKLI YÖNLERİ
  • Felsefe; evreni, insanı ve yaşamı sorgularken; bilim kendini olgular ile sınırlar. Evreni kendi inceleme alanına göre parçalara ayırır.
  • Felsefe olgu ve olayların ardındaki gerçekliği açıklamaya çalışır. Bilim, doğa olayları arasında nedensellik bağları kurarak doğa ile ilgili yasalara ulaşmayı hedefler.
  • Felsefede kurgusal (spekülatif) ve rasyonel düşünüş gibi yöntemler kullanır. Bilimler ise tümevarım ve tümdengelim yöntemlerini kullanırlar

 

Felsefe – Din İlişkisi

Felsefenin konusu içine giren bazı sorunlar dinin de konuları arasında yer alır. Felsefe; evreni, insanı, yaşamı tanımaya çalışırken “Evren nasıl oluşmuştur?” ve “İnsanın varlık amacı nedir?” gibi soruları sorar. Bu sorular özellikle ilah dinlerde de sorulup cevaplanmaktadır.

Felsefede kuşkucu ve eleştirel bir tavır vardır. Bu tavır, insanın doğru bilgiye ulaşmasına yardımcı olur. Dinin doğruları ise kutsal kitabın ve peygamberin bildirdiklerinden oluşur. Dinin doğrularına iman ettikten sonra kuşku duyulmaz. Çünkü bu doğrularda inanç (iman) esastır.

 

 

Felsefe – Sanat İlişkisi

BENZER YÖNLERİ
  • Her ikisi de özneldir.
  • Her ikisinde de eleştirici ve yaratıcı zekâya ihtiyaç duyulur.
  • Sanat ve felsefe varlığı dünyayı ve evreni anlama çabasıdır.
FARKLI YÖNLERİ
  • Felsefe hakikati arar, sanat ise güzeli ve hoşa gideni bulmaya çalışır.
  • Felsefede akıl; sanatta duyulara ve duygulara dayanan bir etkinlik vardır.
  • Felsefe var olana ilişkin eleştirel bir tavır sergiler, sanat güzel olana ilişkin beğeni duygusunu harekete geçirir.
  • Felsefe nesneler dünyasının gerçekliğinden bahsederken; sanat, sanatçının dünyasını ve onun gerçeğini bize anlatır.

 

 

  1. Geçmişten Geleceğe Felsefenin Fonksiyonu (İşlevi)

Felsefe, en az iki bin beş yüz yıllık bir faaliyet olarak uygarlık tarihinde bir hayli etkili olmuştur. İnsanların ve toplumların yaşamlarında önemli bir takım işlevler gerçekleştirmiştir. Felsefenin değerini ve önemini ortaya koyan bu işlevler şu şekilde sıralanabilir:

1) Büyük uygarlıklar söz konusu olduğunda, felsefe bütün bir ortaçağ boyunca dine ve dini düşünceye hizmet etmiştir; yani felsefe bir inancın biçimlenmesinde ve temellendirilmesinde önemli etkiye sahip olmuştur.

2) Filozofların düşünceleri büyük siyasi oluşumların ve dönüşümlerin ortaya çıkışında da etkili olmuştur. Örneğin; Büyük Fransız devrimi ve Bolşevik İhtilali gibi büyük siyasi hareketlerin temelinde filozofların görüşleri vardır.

3) Felsefenin toplumsal düzeydeki bir başka işlevi de demokrasinin gelişmesine ve işleyişine yaptığı katkıda kendini gösterir. Demokrasi en iyi bir biçimde, demokrasiyle yönetilen insanlar eleştirel bir bakış açısına sahip oldukları zaman yürür. İnsanlar, gerçek ve sağlam akıl yürütmeyle iyiyle-kötüyü, boş ve aldatıcı sözleri birbirinden ayırt edebildiklerinde gerçekleşir. İşte insanlarda bu sağlam akıl yürütmeyi felsefe ile edinebilir.

4) Bireyin yaşamında da felsefe, önemli işlevler gerçekleştirebilir. Çünkü felsefe her şeyden önce insanın var oluşunun anlamıyla ilgili bazı temel soruları ele alır. İnsanlar, yaşamlarında zaman zaman “Niçin bu dünyadayım?”, “Yaşamımın bir amacı var mı?”, “Bir şeyi doğru ya da yanlış kılan nedir?”, “Zihin bedenden farklı mıdır?”, “Ölümden sonra insana ne olur?” türünden felsefi sorular sorar. İnsanın bu sorular üzerinde düşünmesinde var oluşumuzu anlamlandırmak açısından büyük yarar vardır. İşte bu ilkelerin sorgulanmaları ve temellendirilmeleri, insanın bu dünyadaki var oluşunu anlamlandırabilmesi ve geliştirebilmesi açısından, felsefe önemli bir işleve sahiptir. Sokrates’in dediği gibi: “İncelenmemiş, sorguya çekilmemiş bir yaşam, yaşanmaya değer değildir.”

5) Felsefe, insana birçok konuda doğru ve açık seçik düşünebilmeyi öğretir. Felsefi düşüncenin yöntemleri insana hemen her konuda akıl yürütebilmesi için gerekli temelleri sağlar.

6) Ayrıca felsefe, insana mutluluk ya da haz verir. Bu durum, insanın bir beden kadar bir ruha sahip olduğunu unutmazsak, daha açık hale gelir. İnsanın ruhsal ihtiyaçlarının başında, merakını giderme, öğrenme, evreni ve kendisini anlama, yaşamını anlamlandırma isteği vardır. Felsefe, işte bu isteği karşılayabilir.

  1. FELSEFE – HİKMET İLİŞKİSİ

Düşünme faaliyeti içinde kullanılan “Nedir?” tarzındaki felsefi sorularla varlığın özü, insan bilgisinin imkân ve sınırları, insanın evrendeki yeri belirlenmeye çalışılır. Bu tip soruların eksiksiz ve kesin bir cevaba ulaşması varlık, bilgi ve değer üzerine tam ve bütün bir bilginin ortaya çıkması veya bir insanın böyle bir bilgiye sahip olabilecek ölçüde olgunluğa ermesi hâli (bilgelik) dir. Hikmet, bütün olup bitenlerin esasını bilmektir. Felsefe ise böyle bir iddiada değildir. O, hikmete ulaşmak anlamında değil, onu sevme, ona hasret duyma, yönelme anlamında bir bilgidir.

  1. FELSEFİ DÜŞÜNCENİN NİTELİKLERİ

1) Felsefe sürekli soru sorma etkinliğidir. Felsefe sürekli sorular sorar. Felsefede cevaplardan çok sorular önemlidir.

2) Felsefe refleksif bir düşüncedir. Felsefi düşünme sadece sorgulananı tek taraflı düşünme değildir; aynı zamanda sorgulamanın kendisini veya sorgulama sonucunu da sorgulamaktır.

3) Felsefe eleştirici ve sorgulayıcı bir düşüncedir. Felsefi düşünce, kendisine veri olarak aldığı her tür malzemeyi aklın eleştiri süzgecinden geçirir. Çünkü her şeyi olduğu gibi kabul eden, merak etmeyen ve kendisine sunulanla yetinen bir insan için, felsefe söz konusu olamaz.

4) Felsefe akla dayalı ve tutarlı bir düşüncedir. Felsefi düşünce aklın ürünü önermelerden oluşur. Bu tür önermeleri doğrulama ya da yanlışlama olanağı yoktur. Çünkü felsefede ortaya atılan önermeler bilimde olduğu gibi olgularla test edilerek doğrulanamaz. Önemli olan ortaya konan düşüncenin çelişkisiz ve kendi içinde tutarlı olmasıdır.

5) Felsefe temellendirmeye dayalı bir düşüncedir. Temellendirme ortaya atılan bir görüş ya da ileri sürülen sav için bir dayanak göstermek demektir. Felsefi düşüncenin temellendirilmesi ortaya atılan düşüncenin akla ve mantığa uygun gerekçelere dayandırılması demektir.

6) Felsefe, çözümleyici ve kurucu bir düşüncedir. Felsefi düşüncenin analiz ve sentez gibi işlevleri söz konusudur. Filozof ele aldığı konuları farklı yollarla çözümleyerek açıklığa kavuşturur. Sonra da üzerinde düşünülüp çözümlenmiş ve aydınlığa kavuşturulmuş malzemeden hareketle konularını yeniden inşa eder ve onu bir bütünlüğe kavuşturur.

7) Felsefe öznel bir düşüncedir. Her felsefi düşünce, o düşünceyi ortaya atan filozofun kişisel görüşlerini yansıtır.

8) Felsefe evrensel bir düşüncedir. Felsefede söz konusu olan insan yaşantısı ise tek bir insanın değil, genel olarak insanın yaşantısıdır. Bu da felsefenin ele aldığı konular itibarıyla evrensel bir niteliğe sahip olduğunu gösterir.

Ç. FELSEFEDE TUTARLILIĞIN ÖNEMİ

Felsefi bir sistemin doğruluğu yanlışlığı araştırma konusu yapılamaz. Ancak kendi içinde sistemli ve tutarlı bir bütün oluşturup oluşturmadığına bakılır. Buna göre felsefi bir sistem kendi içinde çelişkili yargılar bulunduramaz. Bu yüzden filozofların ortaya koyduğu düşünceleri sistemli kılan ve oluşturdukları akımların günümüze kadar gelmesini sağlayan sebep kendi içinde tutarlı olmalarıdır.

  1. FELSEFE VE YAŞAM İLİŞKİSİ

Felsefi tavır hayatı ve hayata dair herşeyi sorgulamayı, eleştirmeyi ve görünenlerin ardındaki gerçeği aramayı gerektirir. Bu tavır felsefeciyi diğer insanlardan farklı kılar.

Hayatın anlamına dair sorular geçmişin ve çağımızın büyük düşünürleri tarafından sorgulanmıştır: İnsan nedir? Ben neyin nesiyim? İnsanın en önemli özelliği kendine dönük düşünmeye yetenekli olmasıdır. Kendi kendini düşünebilir, kendi için meraklanır, kendi yaşamının anlamını sorar.Ayrıca, öleceğinin açıkça bilincinde olan tek canlıdır.Ama aynı zamanda insan; sonluluğun, özellikle ölümün bilincindedir. Sonluluk ve ölüm bir arada insanın trajik bir bilmece gibi görünmesine yol açan bir gerginlik yaratır. Ulaşamayacağı bir şey için varmış gibidir insan.Öyleyse insanın anlamı, yaşamının anlamı nedir? Platon’dan beri büyük filozofların en iyileri bu bilmeceyi çözmeye çabalamışlardır. Başlıca üç büyük çözüm önermişlerdir bize:On dokuzuncu yüzyılda çok yaygın olan ilki; insanın bitmez tükenmez gereksinimlerinin, onun daha büyük bir şeyle yani toplumla özdeşleşmesi yoluyla giderileceği görüşüdür. “Benim acı çekmemin, başarısız olmamın, ölmemin önemi yok.” der bu filozoflar. Çünkü insanlık, evren devam edecektir.

Bugün varoluşçular arasında pek yaygın olan ikinci çözüm, insanın hiçbir anlamı olmadığını ileri sürer. Doğanın bir hatasıdır insan, soysuz bir yaratıktır. Sartre’ın bir zamanlar yazdığı gibi, boşuna çekilen acıdır. Bilmece çözülemez. Sonsuza dek kendimiz için trajik bir soru olarak kalacağız.Üçüncü olarak dünyada böyle tam bir anlamsızlığa inanmayan filozoflar da vardır. Onlara göre insan bilmecesinin bir çözümü olmalıdır. Peki, bu çözüm nasıl olabilir? Ancak insanın bir biçimde sonsuza ulaşabilmesiyle.

  1. FELSEFE – DİL İLİŞKİSİ

Dil, insanın anlatma yetisi çevresinde oluşan anlama araçlarının en kullanışlı ve gelişmiş olanıdır. Her şeyden önce dil, iletişim, anlatma ve anlama aracıdır. İletişim birlikte yaşamanın temelidir. İletişim olmazsa insanlar bir araya gelerek toplum oluşturamazlar. Anlaşma olmadan toplumdan söz edilemez. Anlaşmak için de anlatmaya ihtiyaç vardır. Anlaşma, anlatma, iletme bir bütündür. Bu bütünü sağlayan dil’dir.

Felsefe birtakım önermeler kümesidir. Bu önermeler bir semboller sistemi olan dil ile ifade edildikleri için, felsefe ile dilin sıkı bir ilişkisi söz konusudur. Dilin kullanıldığı her durumda özne ve nesne olmak üzere iki öge söz konusudur. Dil, yani sözcükler ve önermeler, insan zihnindeki kavramlarla düşüncelerin simgeleri; anlam ise sözcüklerle ve cümlelerle simgeleşen zihin içerikleridir.

Dil; insanla insan, insanla diğer var olan şeyler arasında birleştirici bir bağ kurar. İnsan olmanın en önemli niteliği “dil”i kullanmasıdır, diyebiliriz. Dili, “herhangi bir zihin faaliyetinin açığa vurulmasına, bir zihinden diğer zihne aktarılmasına yarayan bir işaretler sistemi” şeklinde tanımlayabiliriz.